Posts I Like
Who I Follow

Hazan dediler,

Hüzün dediler,

Kalbimizi ele verdiler…

Oysa sadece Eylüldü gelen.

Güzelliği göremediler…

Özdemir Asaf

"Sokak lambası gibi olma ey yar! Kime yandığın belli olsun."
Necip Fazıl Kısakürek

BİRER BİRER VAZGEÇİYORUM…

Belki şaşıracaksınız ama şimdiye kadar yazdığım, söylediğim her şeyin arkasındayım, diyemeyeceğim.

Çünkü her an, her şeyle ilgili düşüncelerimi değiştirebilirim.

Değiştiriyorum da.

Eğer sürekli yeni şeyler öğreniyorsanız böyle olması gereklidir diye de düşünüyorum.

Ama siz öğrenmiyorsanız o başka.

Özellikle bilinmesini istiyorum ki…

Yazdıklarım kendimce inandığım doğrulardır,  yanlış olma ihtimali her zaman vardır.

İnanmadığım düşünceler de benim için yanlış ama her zaman doğru olma ihtimali olan görüşlerdir.

Bunları şunun için yazıyorum.

Zaman uçup gidiyor…

Zamanla her şey değişiyor…

Dün doğru kabul ederek yazdığım düşüncelerin, bugün yeni öğrendiğim bilgiler eşliğinde değiştiğini memnuniyetle kabul ediyorum.

Fikirlerim değişiyor…

Beklentilerim değişiyor…

Alışkanlıklarım değişiyor.

Ama duruşunuz düzgün olduğu sürece hayatınızda nelerin değiştiğinin hiçbir önemi yok.

Yeter ki sağlam durun.

Hayatta bir duruşunuz, sahip olduğunuz “değerleriniz” olsun.

Ellili yaşlara merdiven dayadığım bu zamanlarda geriye dönüp bakıyorum da…

Özellikle son otuz yılımın nasıl geçtiğini anlamamışım.

-Geçenlerde şöyle bir olay oldu…- diye anlatmaya başladığımda o “geçenlerde” kelimesinin en az on yıllık bir zaman dilimini içerdiğini fark ettim biraz da hayretle.

Bu dönemde yıllar onar onar mı geçiyor nedir?

Neyse…

Bunu kabullenmekten başka yapacak bir şey yok…

Ne diyordum…

Mesela şu onar yıllık zaman dilimleriyle geçmişe dönüp baktığımda, hayatı fazla ciddiye aldığımı söyleyebilirim.

Oysa şimdi yeniden düşünüyorum ve…

Hayatı çok fazla “ciddiye” almakla hayatı “önemsemek” arasındaki farkı kaçırmışım.

Ciddiye aldığım işlerden…

Ciddiye aldığım fikirlerden…

Ciddiye aldığım insanlardan…

Politikacılardan…

Köşe yazarlarından…

Değer vermeye değmediğini anladığım arkadaşlardan…

Kısacası, geçmişte “ciddiye” aldığım ne varsa şimdi hepsinden “birer birer vazgeçiyorum.”

Bunca yılda şunu öğrendim; Hayatta bazı şeyleri ciddiye alınca asıl değerli olanların farkına varamıyorsunuz.

Bir at gözlüğü takmış gibi… Göremiyorsunuz çevrenizi.

Hayatınızda sürekli bir şeyler kayboluyor ve çoğu zaman kaybolduklarının farkına bile varamıyorsunuz.

İşte bu yüzden artık hayatı ciddiye almıyorum; hayatı önemsiyorum.

Ve…

Şimdiye kadar “ciddiye” aldığım her şeyden birer birer vazgeçiyorum…

Ramazan S.TOPRAKTEPE

Öyle insanlar var ki korsan kitaplar gibiler, ya eksik ya silik çıkıyorlar biraz içine bakınca…

MEDYADAN AL EĞİTİMİ…

Okullar açıldı, uzun bir tatil sonrasında öğrenciler ders başı yaptı.

İyi de, hiç kapanmamıştı ki “okullar” açılsın.

Gazetelerde, televizyonlarda, internette “eğitim” zaten tüm hızıyla devam ediyordu.

Siz eğitimin(!) sadece okullarda mı verildiğini zannediyordunuz yoksa?

Medyadan sadece haber almıyoruz artık.Hayatımız ile ilgili önemli kararları da medyayı takip ederek alıyoruz.

Öyle bir hale geldik ki çocuklarımızın eğitimini de medya sayesinde gerçekleştiriyoruz.

Kimse kimseyi kandırmasın.

Aile terbiye etmiyor…

Okul terbiye etmiyor…

Toplum terbiye etmiyor…

Çünkü “medya” sayesinde toplum, “eğitme” işine son verdi.

Terbiye etmek, eğitim vermek, izlenecek bir yol göstermek demektir ama bunu yapabilmek için önce izlenecek yolu tanımak gerekir.

Hayatın kendisi amaçsız başıboş dolaşmak olmuşsa, saygısızlık almış başını gitmişse, ulaşılması gereken bir hedef bir amaç yoksa nasıl yol gösterilebilir ki?

Medya, neye inanmamızı istiyorsa ona inanıyoruz.

Medya, neyi kötülememizi istiyorsa onu kötülüyoruz.

Medya, neyi sevmemizi istiyorsa onu seviyoruz.

Medya, nelerden hoşlanmamız gerektiğini istiyorsa onlardan hoşlanıyoruz.

Medya öğretiyor bize her şeyi…Mutlu olmayı bile.

“Şu arabayı alırsan…”

“Şu evde oturursan…”

“Şu kıyafetleri giyersen…”

“Şuraya tatile gidersen…”

“Şu parfümleri, mücevherleri, saatleri kullanırsan…”

Kısacası, -beni takip edersen, beni izlersen mutlu olursun- diyor, bizler de mutlu olmak için tüm bunlara sahip olmanın yollarını arıyoruz.

Ve bu uğurda çoğu zaman sonu dramlarla biten, parçalanan aileler bırakıyoruz geride…

Dizilerdeki hayatların içinde yaşıyoruz bir de…

Bir zamanlar severek okuduğumuz romanların, şimdilerde dizi çekmek uğruna lime lime edilmiş hallerini izlerken, dizi kahramanlarıyla seviniyor, yine onlarla üzülüyoruz.

“Sanal” bir dünyada yaşıyoruz ama “gerçek” gözyaşları döküyoruz.

Sanal bir hayatın içinde gerçek acılar çekiyoruz…

Dizilerdeki karakterler gibi bir kendini beğenmişlik hali içindeyiz.

Herkes kendine hayran…

Herkes kendini beğenmiş…

Tek derdimiz -başkalarının da bizi beğenmesi- olmuş.

-Yeterince zayıf mıyım?

-Yeterince modaya uygun giyiniyor muyum?

-Başkaları beni gördüklerinde yeterince kıskançlık duyacaklar mı?

Tek amacımız görülmek…

Arabamızla, eşyalarımızla, kıyafetlerimizle sadece görülmek için yaşıyoruz.

Olduğumuz gibi değil, olmak istediğimiz gibi davrandığımız için zorluklar yaşıyoruz hayatın her alanında.

Kısacası hepimiz Medya sayesinde “eğitiliyoruz” zaten.

Okullarımız ise bu gerçek(!) okulların arasında hala “eğitim” vermeye çabalıyor.

Ne diyeyim. Yeni “eğitim” yılı hepimize hayırlı olsun…

Ramazan S.TOPRAKTEPE

Türk Yıldızlarının gürültüsünden şikayet eden bir bayana pilotların verdiği müthiş cevap…

KÜÇÜK İSTAVRİTİN ÖYKÜSÜ..
 
Küçük istavrit yiyecek bir şey sanıp
Hızla atıldı çapariye.
Önce müthiş bir acı duydu dudağında,
Gümbür gümbür oldu yüreği.
Sonra hızla çekildi yukarıya.
 
Aslında hep merak etmişti
Denizlerin üstünü.
Neye benzerdi acaba gökyüzü?
Bir yanda büyük bir merak,
Bir yanda ölün korkusu.
 
“Dudağı yarıklar” denir, şanslıdır onlar.
Hani görüp de gökyüzünü, insanı
Oltadan son anda kurtulanlar.
Ne çare balıkçının parmakları hoyratça kavradı onu,
Küçük istavrit anladı, yolun sonu…
 
Koca denizlere sığmazdı yüreği.
Oysa şimdi yüzerken
Küçücük yeşil leğende,
Cansız uzanıvermiş dostlarına
Değiyordu minik yüzgeci.
 
İnsanlar gelip geçtiler önünden.
Bir kedi yalanarak baktı gözünün içine.
Yavaşça karardı dünya.
Başı  dönüyordu.
Son bir kez düşündü derin maviyi,
beyaz mercanı
birde yeşil yosunu…
 
İşte tam o anda eğilip aldım onu
Yürüdüm deniz kenarına,
Bir öpücük kondurdum başına.
İki damla gözyaşından ibaret
Sade bir törenle saldım denizin sularına.
 
Bir an öylece bakakaldı,
Sonra sevinçle dibe daldı.
Gitti, tüm kederimi söküp atarak.
Teşekkürü de ihmal etmemişti,
Birkaç değerli pulunu elime avuçlarıma bırakarak.
 
Balıkçı ve kedi şaşkın baktı yüzüme,
Sorar gibiydiler, neden yaptın bunu? Niye?
“Birgün dedim, bulursam kendimi
Yeşil leğendeki küçük istavrit kadar çaresiz
Son ana kadar hep bir umudum olsun diye”
 
Bu şiiri kim yazdı bilmiyorum…
Sadece paylaşmak istedim…

 

KÜÇÜK İSTAVRİTİN ÖYKÜSÜ..

 

Küçük istavrit yiyecek bir şey sanıp

Hızla atıldı çapariye.

Önce müthiş bir acı duydu dudağında,

Gümbür gümbür oldu yüreği.

Sonra hızla çekildi yukarıya.

 

Aslında hep merak etmişti

Denizlerin üstünü.

Neye benzerdi acaba gökyüzü?

Bir yanda büyük bir merak,

Bir yanda ölün korkusu.

 

“Dudağı yarıklar” denir, şanslıdır onlar.

Hani görüp de gökyüzünü, insanı

Oltadan son anda kurtulanlar.

Ne çare balıkçının parmakları hoyratça kavradı onu,

Küçük istavrit anladı, yolun sonu…

 

Koca denizlere sığmazdı yüreği.

Oysa şimdi yüzerken

Küçücük yeşil leğende,

Cansız uzanıvermiş dostlarına

Değiyordu minik yüzgeci.

 

İnsanlar gelip geçtiler önünden.

Bir kedi yalanarak baktı gözünün içine.

Yavaşça karardı dünya.

Başı  dönüyordu.

Son bir kez düşündü derin maviyi,

beyaz mercanı

birde yeşil yosunu…

 

İşte tam o anda eğilip aldım onu

Yürüdüm deniz kenarına,

Bir öpücük kondurdum başına.

İki damla gözyaşından ibaret

Sade bir törenle saldım denizin sularına.

 

Bir an öylece bakakaldı,

Sonra sevinçle dibe daldı.

Gitti, tüm kederimi söküp atarak.

Teşekkürü de ihmal etmemişti,

Birkaç değerli pulunu elime avuçlarıma bırakarak.

 

Balıkçı ve kedi şaşkın baktı yüzüme,

Sorar gibiydiler, neden yaptın bunu? Niye?

“Birgün dedim, bulursam kendimi

Yeşil leğendeki küçük istavrit kadar çaresiz

Son ana kadar hep bir umudum olsun diye”

 

Bu şiiri kim yazdı bilmiyorum…

Sadece paylaşmak istedim…